editor
Administrator
Hero Member
    
Offline
Mesaj Sayısı: 18298
|
 |
« : Mart 15, 2010, 01:15:54 ÖS » |
|
27 Şubatta yazdığım 2 satırlık yazıdan sonra tavır gereği bu yazıma kadar yazmadım. Son yazdığım yazı ise şuydu; ‘Sayın Başbakan, bugün yazımı yazmadım. Siz nasıl hangi konu ve hangi eğilimde bir yazı yazmamı istiyorsanız ipucu verin o çizgide bir yazı yazayım!’ Günümüzde medya şamar oğlanı gibi dövülür olmuş. İşine gelince seversin, işine gelmeyince döversin. İşin garibi teşekkürü çok görülen bir güzide uğraştır bu meslek. Meşakkatlidir, öldürülen, vurulan, sürgün edilenleri vardır. Aç kalanı boldur. Bakın bu şartlarda çalışan gazetecilere özelliklede köşe yazarlarının kulaklarına küpe yapılmak için gazete patronlarına Başbakan ne diyor? ‘Ben de şimdi o gazetelerin patronlarına sesleniyorum, 'Ne yapayım köşe yazarı, hâkim olamıyorum' diyemezsin. 'Sen bunun sorumlususun arkadaş' diyeceksin. Niye, çünkü bu ülkeyi germeye, bu ülkede ekonomiyi germeye kimsenin hakkı yok. Buna biz de müsaade etme-yiz. Çünkü bir anda dengelerin ekonomik olarak ne hale geldiği ortaya çıkıyor. O zaman köşende yazı yazanın maaşını sen veriyorsun. Yarın feryat etmeye geldiği zaman da feryat etmeye hakkın yok. Çünkü biz bu ülkenin ekonomik noktadaki gelişmesini 'önce insan' diyerek ele aldık. Bir taraftan geleceksin hükümete vuracaksın, 'niye ücretler böyle' diyeceksin. Öbür taraftan ekonominin çökmesi için de köşe yazarlarınla her şeyinle elinden geleni yapacaksın. Eğer şurada yüzde 6,5 puan sadece piyasalar düşüyorsa bunun sebebinin kimler olduğu ortadadır. Onun içinde ben diyorum ki lütfen herkes çizgisini iyi bilmeli. Bu noktada ben uyarımı yapıyorum yapmak zorundayım.’ Efendim, koca Başbakandır biz ondan iyi mi bileceğiz, demek ki bir bildiği var. Zaten bizim gibi sınırlı bölge gazeteliliği yapan yerel basının patronlarına dememiştir. Yok, yok gerçekten dememiştir. Bizim için bellidir kimin ne diyeceği, ya siyasi partilerin il, ilçe başkanları ya da il, ilçe belediye başkanlarıdır bizim şikâyetçilerimiz. Araya kimseyi sokmasına bile gerek yoktur, açar telefonu patrona; Bunca yıllık arkadaşız senin şu yazarın yok mu, adı neydi ya? (aslında adını çok iyi bilip de önemsemediği izlenimi vermek içindir adını söylememesi, hatırlamıyor ayağına yatması) yav işte ara sıra abuk sabuk yazan biri yok mu? Karşıdaki patron tarif edilenin adını söyler. Hah işte o ya, geçen bir yazı yazmış ben okumadım, zaten okumam da öyle ipe sapa gelmez terbiyesizleri, okuyanlar söyledi de, öyle gördüm üzüldüm, ya bilirim bilirim beni seversin muhakkak gözünden kaçmıştır! Demesi kimi patronlar için kâfidir, kimileri ise kendine görev çıkartır, demesini bile beklemez. Biz buradan bazılarını tenzih ederken bazılarını bu işe katıyoruz. Bırakın zaten yanlış yazarsak savcılık var, mahkeme var, adalet var, hukuk denen bir şey var, o da olmadı en azından kınayacak basın konseyi var. Biz artık baskıcılara diyecek söz aramak yerine Ahmet Arifin o güzel eserini hatırlatacağız! Vurun ulan, Vurun, Ben kolay ölmem. Ocakta küllenmiş közüm, Karnımda sözüm var Haldan bilene. Kirvem hallarımı aynı böyle yaz Rivayet sanılır belki Gül memeler değil Domdom kurşunu Paramparça ağzımdaki...
|