Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Eylül 08, 2010, 01:14:45 ÖS
Ana Sayfa Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt
Duyurular:

+  GERÇEK FORUM
|-+  ..: GERÇEK KÖŞE YAZARLARI :..
| |-+  Hasan HINISLI
| | |-+  Kentköy(!) (2)
« önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Kentköy(!) (2)  (Okunma Sayısı 218 defa)
editor
Administrator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 18298


Üyelik Bilgileri E-Posta
« : Şubat 04, 2010, 02:11:51 ÖS »


   Köylü köyünde otururken feodal düzenin bir üyesidir. Yüzlerce yılda oluşan geleneklerine bağlı yaşar. Yaratıcı değildir. Edilgendir. Gelişmesi çok güçtür, değişime karşı dayanıklı bir kültür yapısı vardır.  Genellikle tutucu ve dindardır. Törelerini din kadar kutsal kabul eder. Duygusaldır, alıngandır hemen küser. İstekleri bilgileri ile orantılı olarak sınırlıdır. Kelime haneleri sınırlıdır. İnanç dünyalarından aktarılmış pratik bir ahlak eğilimi dışında, bir dünya vizyonları yoktur. Düşün ve fikirlerinden çok kendisine ilgi bekler. Fikirlerini kabul etmeseniz de elini sıkıp nasılsın demeniz onun için daha değerlidir!
Köylü tarih boyunca folklor, el sanatları ve aşık edebiyatı dışında bir şey üretmemiştir. Türkü barlar, Anadolu rock denilen kültür bunun bir yansımasıdır! Özellikle Anadolu köylülüğü düşünceye egemen olan yöresel ve dinsel söylem değişik boyutlarda günlük yaşamla iç içe geçmiş, analizi zor, belki de içinden çıkılaması olanaksız bir karmaşadır!
Kente göç eden köylü, artık yerleşmiş bir kurumun üyesi değildir. Kapitalist üretim/tüketim ilişkilerinin hâkim olduğu kent onu kabul etmeyip yadırgamaktadır. Yerleştiği yere, çalıştığı yere, çev-reye, giyime, yemeye, içmeye ilişkin uyum sorunları vardır. Köydeki büyük aile, aşiret kentteki yerleşkesinde kendi örf âdetine, gelenek göreneğine uygun gettolar yaratmaya çalışır. Mesken edinebildiği her yere yerleşir. Fakat köysel kültürü kaybolmuş, yabancılaşmıştır, kent ile köy arasında bocalamaktadır. Sınırlı bir geçim düzeyinde yaşamak zorundadır, kent konforuna istese de sahip olamaz. Kentin sağladığı olanaklara çabuk kavuşamaz.
Kentli yaşam tarzı ve kent imkânlarına sahip olanlara karşı iç çekerek özenmeler başlar, Kızlarda zengin koca bulma telaşı, erkeklerde ise bir dükkân açarak kendi işinin sahibi olma düşleri vardır. Okuyan gençlik zengin fakir arasındaki uçurumdan dolayı sınıfsal çözüm arayışına girer solculaşır. Diğer bir kısmı sermayeyi korumak için sermayedarların emrine geçerek ya tetikçi ya da başka bir işte kullanılmak adına himaye altına girerek militanlaşır. Okumayan diğer bir kısmı ise mafya örgütlerinin içinde kendini bulur!
Her şeye rağmen kentteki yaşamı, köydekinden daha iyidir. En büyük handikapı bilgisel ve davranışsaldır. Köydeki bilgi kente yetmez. Ne var ki kente gelen köylüyü otoritesi ve sayısal çokluğu ile eğitecek bir kent artık kalmamıştır. Kentli davranışı, kırdan göç karşısında azınlıktadır. Kır, kenti esir almıştır. Ne var ki böyle bir analizde, kırdan köyden gelenleri istilacı gibi görmek anlamına gelmemelidir.
Kentlileşememiş insan bilgi değil iktidar ister, temsilcileri iktidardadır. İktidar onları fakirlikten kurtarmamıştır. Yeni kent köylünün kültür birikimi yoktur, ne ulusalı, ne de evrenseli arayacak nitelikte değildir. Toplumsal kaygısı kendi geleceği ile ilgilidir. Geçmişi unutmuştur. Geleceğe uzun vadeli bir perspektif içinde bakamaz.
Artık kent "kent köy olmuştur" ve feodallerin elinde ve dümeni kırılmış dev bir translantik gibi buz dağlarının arasında dolaşmaktadır. Kente üşüşen toprak yağmacılarının belediye, plan, imar ellerindedir, Ankara'ya yolladıkları milletvekilleri aracılığı ile sayısız imar afları çıkartırılar. İşgal ettikleri toprakları müteahhit'e vererek kat karşılığı aldıkları daireler ile artık zenginleşerek sınıf atlarlar işte o anda cip ve lüks araba sayısında patlama olur, sahil kentlerde yağmadan payına düşeni alır, çünkü yeni türedi zenginler artık sahillere el atmıştır!
Kent köylü tarihi çevre, doğal çevre, sağlıklı çevre kavramlarının içini boşaltmıştır. Çağdaş Türkiye'nin bütün hastalıkları, kesinlikle köyde köylüde değil, kent adı verilen köykentlerdedir, fakat bu kentlerin yönetimi tamamen köykentli feodal temsilcilerin eline geçmiştir. Bu temsilciler Kapitalizmin sömürgecilik sistematiğinin paraya lükse yabancı kültüre teslim olmuş bilinçsiz temsilcileridir.
Hangi nedenle olursa olsun bir üst toplumla bütünleşmek için değil hayatta kalabilmek veya daha iyi yaşamak adına tapılan tüm göçler doğal olarak nüfus hareketliliği getirmiş, şehirlerde kendi gettolarını kuran kısal göçmenler kendi siyasi temsilcilerini de yaratmış lakin siyasi temsilcileri Ankara'ya gidince onları unutmuştur!
Bunlar artık ne köylü, ne kentlidir. Sorunu çözmek ise; siyasilerin, artık bilimin sesine kulak vermesine kalmıştır!
Logged
kardelen
Full Member
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 222


Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #1 : Şubat 07, 2010, 10:37:36 ÖS »

Mesken edinebildiği her yere yerleşir.

Fakat köysel kültürü kaybolmuş, yabancılaşmıştır, kent ile köy arasında bocalamaktadır. Sınırlı bir geçim düzeyinde yaşamak zorundadır, kent konforuna istese de sahip olamaz. Kentin sağladığı olanaklara çabuk kavuşamaz.

Kentli yaşam tarzı ve kent imkânlarına sahip olanlara karşı iç çekerek özenmeler başlar, Kızlarda zengin koca bulma telaşı, erkeklerde ise bir dükkân açarak kendi işinin sahibi olma düşleri vardır.
Okuyan gençlik zengin fakir arasındaki uçurumdan dolayı sınıfsal çözüm arayışına girer solculaşır.
Diğer bir kısmı sermayeyi korumak için sermayedarların emrine geçerek ya tetikçi ya da başka bir işte kullanılmak adına himaye altına girerek militanlaşır.
Okumayan diğer bir kısmı ise mafya örgütlerinin içinde kendini bulur!

Açık seçik aynen her gün karşımıza çıkan durum...
Logged
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!